Karanlık Korkusu ve Minik Işık

Küçük bir kasabada, Ali adında sevimli bir çocuk yaşardı. Ali, kocaman bir hayal gücüne sahipti. Gün içinde oyuncaklarıyla destansı maceralara atılır, kaleler inşa eder, uçan gemiler hayal ederdi. Ama gece olduğunda, tüm cesareti kaybolurdu.

Ali, odasında tek başına uyumaktan korkardı. Karanlık, onun için bilinmezlerle dolu bir dünyaydı. Gölgelere baktığında tuhaf şekiller görür, en ufak bir tıkırtıyı duyduğunda yorganın altına saklanırdı. Her gece babasına seslenir, onun yanında kalmasını isterdi.

Bir akşam, babası yatağının kenarına oturdu ve tatlı bir sesle sordu: “Ali, neden karanlıktan bu kadar korkuyorsun?”

Ali battaniyesine sıkıca sarıldı. “Çünkü karanlıkta her şey değişiyor. Gölge canavarlar, fısıldayan hayaletler var gibi geliyor.”

Babası gülümsedi ve ona sıcacık sarıldı. “Biliyor musun, karanlık aslında sandığından çok daha özel bir şeydir.”

Ali başını kaldırdı. “Nasıl yani?”

Babası gözlerini kapattı ve fısıldayarak bir hikâye anlatmaya başladı:


Bir zamanlar, Gökyüzü Krallığı’nda yaşayan küçük bir yıldız vardı. Adı Minik Işıktı. Minik Işık, gökyüzündeki en parlak yıldız olmak istiyordu. Ama bir sorun vardı: Gündüzleri parlamasına hiç gerek yoktu. Çünkü güneş zaten her yeri aydınlatıyordu.

Minik Işık üzgündü. “Kimse beni fark etmiyor,” diye içini çekti. “Benim de ışıldamama izin verilecek mi?”

Tam o anda, Bilge Ay ona gülümsedi ve dedi ki: “Karanlık geldiğinde senin gerçek gücünü herkes görecek.”

Minik Işık heyecanla bekledi. Güneş battı, dünya yavaşça karardı ve işte o zaman, Minik Işık tüm güzelliğiyle parlamaya başladı. İnsanlar gökyüzüne bakıp yıldızları izledi, dilek tuttular. Artık Minik Işık biliyordu ki karanlık, onun ışığını ortaya çıkarmıştı.

Minik Işık her gece gökyüzüne daha parlak ışıklar saçtı. Onun ışığını gören çocuklar yataklarına daha huzurla giriyor, rüyalar alemine daha kolay dalıyorlardı. Minik Işık artık bir görev üstlenmişti: Karanlıktan korkan çocuklara dost olmak!

Bir gece, Minik Işık gökyüzünden aşağıya bakarken Ali’yi fark etti. Onun yorganın altına saklandığını, korku dolu gözlerle odasının köşesine baktığını gördü. Bu, Minik Işık’ın ilk göreviydi! Hemen ona yardım etmeliydi.

Minik Işık, gökyüzündeki dostlarıyla fısıldaştı. Yıldız perileri, Ali için özel bir rüya hazırlamalıydı.

Gecenin en sakin anında, yıldızlar hafifçe titreşti ve Ali’nin odasını tatlı bir ışıkla doldurdu. O an, Ali’nin göz kapakları ağırlaştı ve kendini bilmediği ama huzur dolu bir yerde buldu.


Ali, kocaman, parlak bir gökyüzünün ortasında süzülüyordu. Ay’ın ışığı yumuşacık bir yorgan gibi onu sarıyor, yıldızlar etrafında dans ediyordu. Tam karşısında, ona gülümseyen minik bir ışık belirdi.

“Merhaba Ali!” dedi Minik Işık neşeyle.

Ali gözlerini kırpıştırdı. “Sen kimsin?”

“Ben Minik Işık! Karanlık seni korkuttuğunu duyduk ve sana yardımcı olmaya geldik.”

Ali şaşkın bir şekilde etrafına baktı. Gecenin içinde korkutucu hiçbir şey yoktu. Yalnızca huzur veren, yumuşak bir ışık ve sessiz bir melodi vardı.

Minik Işık onun elini tuttu. “Biliyor musun? Karanlık olmasaydı, yıldızları göremezdik. Karanlık sayesinde ışık daha da güzel parlar.”

Ali bir an düşündü. Haklıydı! Eğer karanlık olmasaydı, bu muhteşem yıldızları asla fark edemezdi.

Minik Işık tatlı bir şarkı mırıldandı:

“Küçük yıldız, göz kırpıyor, Karanlıkta parıldıyor, Korkular uçup gider, Rüyalarda ışık belirir.”

Ali derin bir nefes aldı. “Sanırım artık karanlıktan korkmama gerek yok. Çünkü karanlık aslında yıldızların evidir!”

Tam o anda, Ali tatlı bir huzurla gözlerini açtı. Babası hala yatağının kenarındaydı ve gülümsüyordu.

“Harika bir rüya gördün, değil mi?”

Ali heyecanla başını salladı. “Evet baba! Artık biliyorum, karanlık bana zarar vermez. Karanlık, Minik Işık’ın parladığı yerdir!”

Babası onu alnından öptü ve yatağına iyice yerleştirdi. “Hadi bakalım, şimdi güzel rüyalara dalma zamanı.”

Ve o gece, Ali ilk kez ışığı açık bırakmadan uyudu. Çünkü artık karanlık, onun için bir dosttu.

SON

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir