Gece gökyüzünde yıldızlar birer birer parıldarken, küçük bir kasabada Derin adında tatlı bir çocuk yaşardı. Derin’in en büyük problemi uykuya dalamamasıydı. Ne kadar gözlerini kapatırsa kapatsın, aklı hep dışarıda, yıldızlarda, esen rüzgârda, geceyi dinleyen hayvanlardaydı. Annesi her gece ona masallar okur, saçlarını okşar, şarkılar söylerdi ama Derin yine de uyumakta zorlanırdı.

Bir gece, annesi ona tatlı bir fısıltıyla dedi ki: “Derin’ciğim, sana Uykucu Orman’ın sırrını anlatayım mı?”

Derin gözlerini kocaman açtı. “Uykucu Orman mı? O da ne?”

Annesi gülümsedi ve yatağının yanına oturdu. “Uykucu Orman, geceleri uyumakta zorlanan çocuklara yardım eden büyülü bir yerdir. Eğer gözlerini kapatıp onu hayal edersen, bir gün oraya gidebilirsin.”

Derin merakla yorganını çekiştirdi. “Peki, Uykucu Orman’a nasıl gidilir?”

“Kulaklarını iyi aç ve beni dinle, çünkü bu yolculuk çok özel bir şarkıyla başlar.” dedi annesi ve fısıltıyla mırıldanmaya başladı:

“Gözlerini kapat, rüyalara dal, Uykucu Orman seni çağırır tam da şimdi al! Yıldızlar parlar, rüzgâr esince, Tatlı bir uyku gelir içinize!”

Derin gözlerini kapadı ve şarkıyı dinlerken kendini hafifçe bir rüzgârın içinde sürüklenirken hissetti. Hafif bir serinlik yüzüne vurdu, yumuşak çimenlerin kokusu burnuna geldi. Ve birden bire kendini Uykucu Orman’ın içinde buldu!

Ormanın içi büyülü bir şekilde ışıl ışıldı. Her ağaç hafifçe sallanıyor, dallarından tatlı ninniler fısıldıyordu. Parlayan ateşböcekleri ormanın içinde dans ediyor, tavşanlar yumuşacık minderlerin üzerinde kıvrılıp uyuyordu. Ama en şaşırtıcı olanı, Ormanın tam ortasında kocaman, pofuduk bir Uyku Bulutu vardı.

Derin merakla buluta doğru yürüdü. Tam o sırada bir ses duydu: “Hoş geldin küçük uyku gezgini!”

Dönüp baktığında, gözleri yıldız gibi parlayan minik bir baykuş gördü. Baykuş, Uykucu Orman’ın bekçisiydi.

Baykuş kanatlarını hafifçe çırptı ve “Buraya hoş geldin! Uykucu Orman’a giren her çocuk, uykuya dalmayı öğrenir. Ama önce seni uyutacak özel bir ninni bulmalıyız.” dedi.

Derin heyecanla başını salladı. “Peki, benim ninnim hangisi olacak?”

Baykuş bir ağaca kondu ve gagasını hafifçe vurunca, ağaçtan pamuk gibi bir uyku tüyü düştü. “Bunu al ve Uyku Bulutu’na bırak. Sana en güzel uykuyu getirecektir.”

Derin tüyü aldı ve Uyku Bulutu’nun ortasına bıraktı. O anda bulut yavaşça dönmeye başladı ve tatlı bir melodi mırıldandı:

“Pofuduk yastık, pamuk gibi rüya, Uyku perileri fısıldar sana, Gözlerini kapat, tatlıca dinle, Sabah olunca gülümse yine!”

Derin gözlerini kapadı ve yavaş yavaş içini huzurla dolduran bir sıcaklık hissetti.

Baykuş gülümsedi. “İşte şimdi, en güzel rüyalar seni bekliyor.” dedi.

Derin tam gözlerini kapatırken, annesinin tatlı sesiyle uyandığını fark etti. Yatağındaydı. Uykucu Orman gerçekten var mıydı? Yoksa sadece bir rüya mıydı?

Ama bir şeyi biliyordu: O gece, ilk defa böyle rahat bir uyku uyumuştu.

Annesine sımsıkı sarıldı. “Anne, ben artık Uykucu Orman’ın yolunu biliyorum!”

Annesi saçlarını okşadı. “Ve artık her gece oraya gidebilirsin tatlım.”

Derin, yastığına sarıldı ve tatlı rüyaların içinde yeniden Uyku Bulutu’na doğru süzüldü.

Ve o günden sonra, Uykucu Orman’a giden her çocuk en güzel uykulara dalmayı öğrendi.

SON

One comment

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir